Pariste Bir Hemşeri

PARİS’TE HEMŞERİ

Görevli olduğum TCDD Genel Müdürlüğü Hareket Dairesinde bulunduğum yıllarda (1970-1977) 1974 senesinin Mayıs ayı içinde, 4 ay süre ile Fransız demiryollarındaki (SNCF) kaza ve olayların önlenmesi için yapılan çalışmaları incelemek ile verimli olmayan demiryolu hatlarına canlılık kazandırmanın araştırılması amacı ile mesleki çalışmalara katıldım. Bu konuda Fransız demiryollarının merkez ve taşra teşkilatının konuyla ilgili hizmetlerini yönetici ve yerinde inceleme, değerlendirme imkanlarım en üst düzeyde tespit ettik.

Görevimiz gereği sık sık Fransa’ya gidiyordum. Bu anlatacağım olayı, beni çok etkilediği için sizlerle paylaşmak istedim.

1974 Mayıs ayında Paris’e geldiğim ilk günlerdi. 1970 yılından beri Paris’te serbest terzi olarak çalışan yeğenim Ömer (hala Paris’te) bana bugün seni biriyle tanıştıracağım dediğinde, Ömer’e ısrarla sormama rağmen kiminle tanıştıracağım açıklamadı. Anlaşıldı ki bu sürpriz bir tanışma olacaktı. Sanıyorum, hafta sonu idi. Akşam saatlerinde Ömer’le buluştuk. Metro seyahatinden sonra, görmediğimiz cadde ve sokaklardan birine girdik. Karşımızda çıkmaz bir sokak vardı. Çift kanatlı han kapısını andıran bir yapıdan içeri girdik. Ömer hala açıklama yapmıyordu. Koridor şeklindeki pasajın her iki tarafı yerden tavana kadar elektrik malzemeleriyle dolu raflardan oluşuyordu. Tabi ki burası toptan elektrik malzemesi satan bir iş yeriydi. Epeyce yürüdükten sonra karşı büro şeklindeki odada birkaç insanın bulunduğu, birisinin çıkıp Türkçe hoş geldiniz Ömer ağabey dediğinde şaşkınlığım ve merakım bir kat daha arttı. Artık Ömer’e de bir şey soramıyordum.

Ömer işte bahsettiğim dayım diye beni orada bulunanlara tanıttı. Karşı masada oturan oldukça yaşlı bir zat diğer üç kişi orta yaşlı kişilerdi. Yaşlı olan ayağa kalkıp, karşımda dikildi. Sonra heyecan ve titrer bir şekilde uzun uzun kucaklayıp hoş geldin hemşehrim diye hitapta bulundu. Diğerleri de Türkçe hoş geldiniz deyip ben süzüyorlardı. Sanki benden açıklama bekliyorlardı. Bende Ömer benim yeğenim deyip kendimi tanıttım. Paris’te bulunmamın açıklamasını yaptım. Belli ki Ömer bu insanlarla uzun süredir tanışıyor ve kendisi bunlarca seviliyordu. Ömer bana hiçbir açıklama yapmadan ve sanki sır gibi sakladı, şu an dahi bilgi vermedi. Nereye gideceğimiz, kimlerle karşılaşıp, tanışacağımız adeta sır gibiydi dedim.

Yaşlı olan kişi, Ömer böyle şeyleri hep yapar ancak biz kendisini çok seviyoruz dedi. Ve başladı açıklamaya, sizin geleceğinizi Ömer bize söylemişti. Heyecanlı ve titrek sesle ben Sivrihisarlı Ermenilerden Fenerliyan ailesinin büyüğüyüm ismim Surabi Fenerliyan bunlarda iki oğlum ve damadım deyip onları tanıttı. Kırık dil olmasına rağmen Türkçe’yi çok güzel konuşuyorlardı.

Surabi Bey kendisinin Sivrihisar doğumlu olduğunu 1915 yılında 14 yaşında iken önce Beyrut’a kısa bir süre sonra Marsilya’ya göç etmişler.

1922 senesinde Paris’e gelmişler. Yine titrek ve heyecanla Sivrihisar ile ilgili anılarını anlatmaya başladı. Önemli olan kendi yaşıtlarının isimlerini unutmayıp teker teker bilgi istemesiydi, kendinde yaşlı olanları da soruyordu Mekan ne tarihleri en ince ayrıntısına kadar açıklıyordu. Öylesine heyecanlı öylesine doluydu ki ben yaşlı ihtiyarı madem ki bu kadar seviyorsun Sivrihisar’ı anılarını yaşamak görmek için Niçin gitmiyorsun? Dediğimde; Sivrihisar’a gitmek için imkanlarım sınırsız her an gidebilirim. Ancak gitmeme nedenim, hayatımdaki Sivrihisar’ı tanıdığım insanları ve mekanları görmemek beni çok çok etkiler. İstiyorum ki o genç yaşımdaki Sivrihisar’ı birlikte yaşamak, yoksa manen çok yıkılır, belki de hastalanırım diye açıklamada bulundu. İkram ve sohbetimiz sürüp gitti. Benimde dolu bir Sivrihisarlı olmam onları daha da mutlu ediyordu. Konu ve soruların hemen hepsine yanıt vermemden memnun oluyorlardı.

Paris’e gelişimden bir hafta sonra beni evlerine akşam yemeğine davet ettiler. Türkiye’den hazırlıklı geldiğim için hemşehri ve Ömer’in arkadaşlarına ikram amaçlı armağanım boldu. Yemeğe giderken hediye paketinde, kuru bamya, met helvası, Sivrihisar pekmezi ve zerdali kurusundan oluşan paketi daha sonra tanıştığım, evin hanımına ikram ettim.

Evin babası Surabi Bey ve eşi Erita hanımda benimle tanışmak için toplanan oğul ve gelinleri ile damadan hep birlikteydiler. Evin hizmetleri ve kendileri bana ve Ömer’e sonsuz saygı ve hürmet gösterdiler. Ancak Ömer sanki ailenin bir ferdi gibiydi. Özellikle dikkatimi çeken, evin hanımlarının başlan bizim namaz örtmelerini andıran beyaz oyalı tülbendi olmasıydı. Salonda bir süre oturduktan sonra, evin hanımı bizleri sofraya davet etti.

Evleri bahçe içerisinde köşkü andıran bir yapıydı. Evin geneli çok sade eşyalardan seçilmiş, abartılı bir şey göremedim. Masaya oturma düzeni ise aynen bizde olduğu gibi. Anadolu kültürünü yansıtıyordu. Evin reisi ve yanma bizleri oturttular. Sonra bayii bayanlı ev halkı yerlerini aldılar.

Sofrada servis yapan bayan önce benden başlayıp, fevkalade etkilendiğim olaya tanık oldum. Şık kaselerde bamya çorbası ile yemeğe başladık. Bamya çorbası ancak bu kadar lezzetli olurdu. Sırayla kelem dolması tek kişilik servis takımlarında kapama ikram ettiler. Tabi ki yanına buz gibi üzüm hoşafları ile birlikte. Yemeklerin hepsi gerçekten çok nefisti. Memnuniyetimi tekrar tekrar açıklayıp içten iltifatlarda bulundum. Biliyorduk Sivrihisar yemek kültüründe Ermeni mutfağının önemli kalkılan herkesçe bilmen bir gerçekti. Sessiz ancak ulvi bir şekilde sofra duası yaptılar. Sofradan kalkıp oturma salonuna geçtik. Evin hanımı yemekler konusunda görüşlerimi sordu. Kendilerine ve yemekleri hazırlayıp ikramda bulunan herkese teşekkürlerimi sundum. Yemeklerin fevkalade lezzetli olduğunu sanki kendi evimdeki sofram gibi mutlu olduğumu dile getirdim. Özellikle benim için hazırladığım düşündüğüm menü için ayrıca teşekkür ettim.

Türk kahvesini içerken sohbetimizin tek konusu Sivrihisar’a odaklanmıştı. Hepimiz aynı dili ve aynı şeyleri konuşuyorduk. Çok geç saatlere kadar beni misafir ettiler. Belli ki tüm ev halkı bu sohbetten büyük zevk aldılar. Daha sonra vedalaşıp ailenin küçük oğlu beni kalmakta olduğum demiryolu misafirhanesine getirdi.

Paris’te kaldığım süre içinde sık sık bir araya geldik. Birlikteliğimizde, her yönüyle Sivrihisar’ı konuşuyorduk. Sivrihisar’dan getirttiğim fotoğrafları uzun uzun incelediler. Bu arada Sivrihisar’ın en büyük hanı olan Kuzatların hanının işletmeciliğini göçten önce bu aile yapıyormuş. Hanın tüm özelliklerim benden daha iyi tarif ediyordu Surabi Bey.

Önemli bir hususta 1974 tarihinde Türk Ordusunun Kıbrıs Çıkartmasını saat saat izlerken yine bugünlerdeki görüşmemizde ailenin tüm fertleri kesinlikle bizler kadar duygusal ve heyecanlıydılar. Davranışlarının yapmacık olması yine kesinlikle mümkün değildi.

Türkiye’ye döndükten sonra aile beni ben onları sık sık arardık. Ancak baba Surabi Bey’in 1985 tarihinde 84 yaşında vefat ettiğini öğrendim. Ömer yaz tatiline geldiğinde kendilerinden bilgi alıyorum.

Ben bu insanı an tanıdığım için inanın ki çok mutluyum. Sevgilerimi sunuyorum.

Haziran 2008 Naci ŞAKAR

eyfel-kulesi-sivrihisarspor

Etiketler: , , , ,

Bu yazıda yorumlar kapalı.