Miraç Hakikatı

  • 29 Nisan 2016
  • 1.833 kez incelendi.

mirac-gecesi

MİRAÇ NEDİR

Miraç, uruc etmek yükselmek demektir. Cenab-ı Hak, Hz. Muhammed Aleyhisselamı bir seyahatte huzuruna davet edip, bir vazife ile görevlendirmek için, Mescid-i Haram denilen Kabe’den diğer peygamberlerin toplandığı Kudüsteki Mescid-i Aksaya gönderip, onlarla görüştürüp, bütün enbiyaların dinlerinin esaslarına her yönüyle mirascısı olduğunu gösterdikten sonra ta Sidretü’l-Müntehaya, (Semada en son zirve) ta Kab-ı Kavseyne (Allah’a en yakın olan makam) kadar mülk ve melekutunda (manevi alemler) gezdirdi. – İsra sûresi –

Peygamber Efendimizin miraç mucizesi cismanidir. Bazılarının zannettiği gibi rüyada veya sadece ruh ile değil, aynı zamanda beden ile beraber vuku bulan bir hadisedir. Nur ve nur kabiliyetinde ve melaike cisimlerinden daha hafif ve daha zarif olan Cism-i Muhammedi (a.s.m.), elbette onun yüksek ruhu ile Arşa kadar beraber gidecektir. Acaba latif cismi, urucda sür’atli olan ulvi ruhuna tabi olmuş; ruh sür’atinde hareketi nasıl akla muhalif görünür? 

İşte, gerçi o (a.s.m.) bir insandır, abddir ve o seyahat bir cüz’i miraçtır. Fakat bu abdin, (a.s.m.) bütün kainatı alakadar eden bir emanet beraberindedir. Hem şu kainatın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. Hem ebedi saadetin kapısını açacak bir anahtar beraberdir.

Bu büyük sırrın Dört esası var.

1. ESAS: Mİ’RACIN GEREKLİLİĞİ ve SIRRI

Cenabı Hakkın iki tarzda konuşması, sohbeti, iltifatı vardır: Birisi cüz’i ve has, diğeri külli ve geniş. İşte, Mirac, velayet-i Ahmediyenin (a.s.m.) bütün velayetlerin (Allah’a yakınlık) üstünde bir külliyet, bir ulviyet suretinde bir tezahürüdür ki, bütün kainatın Rabbi ismiyle, bütün mevcudatın Halıkı unvanıyla Cenab-ı Hakkın sohbet ve münacatı ile şereflenmiştir.

Elbette O Yaratıcının; hisleri ve duygularıyla bütün aleme alakadarlık gösteren ve nazarı geniş olan insan ile yüksek, büyük bir münasebeti bulunacaktır ve insana Kudsi bir hitabı ve yüksek bir teveccühü olacaktır.

Madem Adem Aleyhisselamdan şimdiye kadar şu münasebete mazhar olanların içinde, eserlerinin şahitliğiyle, yani yeryüzünün yarısını ve insanlığın beşte birini faaliyet alanına aldığı ve kainatın manevi şeklini değiştirdiği, ışıklandırdığı gibi, en büyük bir mertebede o münasebeti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem göstermiştir. Öyle ise, o münasebetin en büyük bir mertebesinden ibaret olan Miraç, ona layık ve ona muvafık olacaktır.

2. ESAS: Mİ’RACIN HAKİKATI

Hakikat-ı Miraç, Zat-ı Ahmediyenin (a.s.m.) kemalat mertebelerinde seyr-ü sülûkünden (manevi yolculuk) ibarettir. Zat-ı Ahmediye Aleyhissalatü Vesselam, İsm-i Azama ve bütün esma-i ilahiyeye mazhardır, nübüvveti umumidir ve bütün rububiyet daireleri ile alakadardır. Elbette o dairelerde makam sahibi olan enbiyalarla görüşmek ve umum tabakalardan geçmek, hakikat-i Miracı iktiza ediyor.

Kainattaki yüksek maksatları ve büyük neticeleri anlayacak ve bütün tabakatın ayrı ayrı ubudiyet vazifelerini görmekle Zat-ı Kibriyanın saltanat-ı rububiyetini, haşmet-i hakimiyetini müşahede ederek, o Rabbimizin arzularının ne olduğunu anlamak ve Onun saltanatını ilan etmek için, her haliyle, o tabakat ve dairelere bir seyr-ü sülûk olacaktır. Ta, büyük dairenin ünvanı olan Arş-ı Azamına girecek, ta Kab-ı Kavseyne, yani imkan ve vücub ortasında Kab-ı Kavseyn ile işaret olunan makama girecek ve Zat-ı Celil-i Zülcemal ile görüşecektir ki, şu seyr-ü sülûk ise Miracın hakikatidir.

Bütün evliyaların sultanı, umum mü’minlerin imamı, umum ehl-i Cennetin reisi ve umum melaikenin makbulü olan zât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) seyr-ü sülûküne medar bir Miracı bulunması ve onun makamına münasip bir surette olması, ayn-ı hikmettir ve gayet makuldür ve şüphesiz vakidir.

3. ESAS: HİKMET-İ MİRAÇ

Miracın hikmeti o kadar yüksektir ki, beşer fikri ulaşamıyor. O kadar derindir ki, ona yetişemiyor. O kadar incedir ve latiftir ki, akıl kendi başıyla göremiyor. Cenab-ı Allah Miraç ile, bir ferd-i mümtazı, (a.s.m) bütün mahlukat hesabına kendine muhatap ederek, bütün şuur sahipleri namına ilahi maksatlarını ona anlatmak ve onunla bildirmek ve onun nazarıyla mahlukat aynalarında sanatının cemalini ve kemal-i rububiyetini müşahede etmek ve ettirmektir. Mirac ile, o ferdin, kainat namına mahbubiyetini göstermek ve huzuruna celb etmek ve rüyet-i cemâline müşerref etmek ve ondaki halet-i kudsiyeyi başkasına sirayet ettirmek için, kelamıyla taltif edip fermanıyla vazifelendirmektir.

4. ESAS: Mİ’RACIN NETİCESİ ve FAİDESİ 

Miracın semeratı ve faidesi nedir?
Miracın beş yüzden fazla meyvelerinden, nümune olarak yalnız beş tanesini zikredeceğiz.

Birinci Meyve: Erkan-ı imaniyenin hakaikini gözle görüp, melaikeyi, Cenneti, Ahireti, hatta Zat-ı Zülcelali gözle müşahede etmek, kainata ve beşere öyle bir hazine ve bir nur-u ezeli ve ebedi bir hediye getirmiştir ki, şu kainatı perişan ve fani karma karışık bir vaziyet-i mevhumeden çıkarıp, o nur ve o meyve ile, o kâinatı kudsi mektubat-ı Samedaniye, güzel ayine-i cemal-i Zât-ı Ehadiye vaziyeti olan hakikatini göstermiş, kainatı ve bütün zişuuru sevindirip mesrur etmiş.

İkinci Meyve: Sani-i Mevcudat ve Sahib-i Kainat ve Rabbü’l-Alemin olan Hâkim-i Ezel ve Ebedin marziyat-ı Rabbaniyesi olan İslamiyetin -başta namaz olarak- esasatını cin ve inse hediye getirmiştir ki, o arzuları anlamak o kadar merak-aver ve saadet-averdir ki tarif edilmez.

Üçüncü Meyve: Ebedi saadetin definesini görüp, anahtarını alıp getirmiş, cin ve insana hediye etmiştir. Evet, Mirac vasıtasıyla ve kendi gözüyle Cenneti görmüş ve Rahman-ı Zülcemalin rahmetinin baki cilvelerini müşahede etmiş ve saadet-i ebediyeyi kat’iyen, hakkalyakin anlamış, saadet-i ebediye varlığının müjdesini cin ve inse hediye etmiştir.

Dördüncü Meyve: Rüyet-i cemalullah (Allah’ın Cemalini görmek) meyvesini kendi aldığı gibi, o meyvenin her mü’mine dahi mümkün olduğunu cinlere ve insanlara hediye getirmiştir.

Beşinci Meyve: İnsan, kainatın kıymettar bir meyvesi ve Kainat Sanatkarının nazdar sevgilisi olduğu, Mirac ile anlaşılmış ve o meyveyi cin ve inse getirmiştir. Küçük bir mahluk, zayıf bir hayvan ve aciz bir zişuur olan insanı, o meyve ile o kadar yüksek bir makama çıkarır ki, kainatın bütün mevcudatı üstünde bir övgü makamı veriyor.

Not: Mi’rac meselesi, imanın şartlarından sonra gelen bir neticedir ve imanın rükünlerinden, nurlarından medet alan bir nurdur. İmanın şartlarını kabul etmeyen dinsizlere karşı elbette bizzat ispat edilmez. Çünkü, Allah’ı bilmeyen, peygamberi tanımayan ve melaikeyi kabul etmeyen veya Semavat’ın varlığını inkar eden adamlara Mi’rac’dan bahsedilmez. Evvela o imanın rükünlerini ispat etmek lazım gelir.

***

Kaynak: Diyanet Yay. RNK, Otuzbirinci Söz

Etiketler: , ,

Bu yazıda yorumlar kapalı.